Yılmaz ÖZDİL

Domuz, kuş, kene: DKK terör örgütü!

Kuş gribi.

Kene.
Şimdi de, domuz.

*

Hayvanat kafayı bize taktı birader.

*
Ve, maalesef olacağı buydu aslında.

*

Kurban Bayramı’nda elinden kaçırdığı agresif boğaya tüfekle ateş eden kasap da var, tenhada kıstırdığı uysal eşeğe tecavüz eden mühendis de… Allah’tan Adli Tıp raporuyla o eşeğin fingirdek olduğu tespit edildi de, hafifletici sebepten 240 lira cezayla yırttı mühendis… Sonradan
“töre” cinayetine kurban gitti o eşek!

Sahibi vurdu.
*

Hiç unutmam, İzmir’de Basmane’deki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmıştı belediye… Ertesi sabah yok. Bi daha bıraktılar. Ertesi sabah gene yok. Bi daha bırakmadılar. Çünkü anlaşıldı ki, av eti ayaklarıyla Alsancak’ta satıyorlar ördekleri.

*

Oha filan demeye kalmadı, Aliağa’da iki balıkçı, kuş cennetinden arakladıkları pelikanları mangal yaparken yakalandı jandarmaya… Enselenene kadar iki büyük rakı devirdikleri için, karakolda itiraf ettiler, flamingoların hazmı zormuş, o nedenle hafif ekşi olmasına rağmen, pelikanları tercih ediyorlarmış… Bu iki haber peş peşe patladı, İzmir’in yarısı vejetaryen oldu; ahalinin cibes, radika, istifno falan, denizbörülcesine yönelmesi ondan!

*

Vejetaryen olmayıp, et yemeyen de var. Bolu’da mesela… Yol kenarında bir ayı bulundu, ayı çıplak, postu yok! Merak edip araştırdılar, meğer, asfalta çıkan talihsiz ayıya çarpmış direksiyondaki ayılar… Bakmışlar ki, ayı ölmüş… Postunu yüzüp, oturma odasına sermişler iyi mi!

*

Hatırlayın, Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nde ikamet eden, Pakize isimli piton kayboldu… “Kardeşim, 4 metrelik piton nereye gider?” diye şaşıranlara, “Kardeşim, adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz, 4 metrelik pitonu beline sarar gene götürür, siz dikkat edin fili götürmesinler” diye cevap yetiştirmeye gayret ediyorduk ki… Çevre Bakanımız açıkladı, “Ankaralılara bugünlerde şiş kebap yemesini tavsiye etmem!” Hayvan denince, bakanımızın aklına ilk gelen, Aliağa’daki balıkçılarla aynıydı çünkü, mangal… Melih Gökçek baktı ki, basın işin peşini bırakmıyor, taaa 73 gün sonra “Aha işte Pakize” diye bir pitonu getirdi koydu, yerine… Çakma Pakize ise, sanırsın Cem Garipoğlu’dur, “73 gün nerede saklandın?” sorularını, yanıtsız bırakıyor.

*

Bakın, Pakize dedim, aklıma geldi, Sinop’taki Balina Aydın’ı önce maymuna çevirdik, sonra Rus istihbaratında görevli denizaltı yakalama çavuşu olduğunu iddia ettik. Sivas’ta Murat 124’ün arka koltuğunda taşınan Dana Ferhat, meşhur oldu, vaktinden önce iki katı paraya sucukçuya satıldı. Yavru fok Badem’i sigara tiryakisi yaptılar Gökova’da… Rahmetli Özal’ın papağanı Cabbar aslında çoktan rahmetli oldu ama, “Cabbar işte bu” diye yakaladıkları papağanı animatör olarak kakalıyorlar Antalya’da.

*

Darıca’ya timsah getirdiler, millet görsün diye… Ööle duruyor, hareketsiz… Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için, hayvancağız debelendi ama, iş işten geçti, ruhunu teslim etti. Göçmen kuşların biyolojik silah taşıdığını öne sürdüler. Bodrum’da çok balık tüketiyor diye yunusları katlettik. Milas’ta, daracık yere sıkıştırıp, balık çiftliğindeki balıkları oksijensizlikten boğarak topluca öldürmeyi başardık. Uçak için deve kestiler.

Beygirler zaten nallı kuzu.

*

Denizli’de at heykelini sünnet ettiler, malum yeri fazla büyük diye… Sütaş’ın vole atan santrfor ineğini RTÜK’e şikâyet ettiler, memeleri görünüyor diye.

*

İşin hazin tarafı…

Memleketin adı, hindi.

*

İnsan olarak yaşamak zor.

Hayvan olarak yaşamak daha zor.

E bi intikamları olacak tabii.

Derenin intikamı olduğu gibi. 

 

bc

KAFES

BARINAĞIN demir kapısı her açılıp kapandığında, o kafesinin ön tarafına koştu… Uzun kulaklı, kocaman gözlü kafasını demirlerin arasından uzatıp büyük kapıya baktı…
Geldiler mi?
Ben onu birkaç sene önce görmüş, köşemde yazmıştım.
Henüz annesinin kokusunu duya duya büyürken onu alıp cam bir vitrinin içine koydular, küçük bir kız annesi ile gelip satın aldı.
Sıcak bir evde, küçük kızla çok mutlu günleri olmuştu.
Divanların üzerinde oynadılar, camdan sokağı seyrettiler, akşamları baba geldiğinde kapıya birlikte koştular.
Bir gün mahkemenin “Lojmanda köpek beslenmez” hükmü gereği onu işte bu barınağa getirip bıraktılar. Önceleri küçük kız hafta sonları babasının elini tutarak gelip onu görüyor, biraz başını okşuyor, sonra ağlaya ağlaya gidiyordu.

*

Bugün 4 Ekim, Dünya Hayvan Hakları Günü…
Uygar ülkeler bu günü 1931′de kutlamaya ve hayvanlara karşı görevlerini yapmaya başladılar. UNESCO, Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni 1978′de kabul etti, tüm dünyaya duyurdu.
Türkiye 2004′te “Hayvanları Koruma Yasası”nı AB uyumu gereği kabul etti. Ama yasayı yapan devlet, hiçbir zaman onu uygulamadı. Yasayı ne yerel yönetimler gördü, ne kamu kurumları anladı, ne de mahkemeler tanıdı…
Başta o yasanın yapıldığı şehir, ülkenin başkenti Ankara’daki barınakları bir gelip görmelisiniz…
Bu yüzden tüm dünya bugünü hayvanları ile kırlarda mutlu kutlarken… Türkiye’de hayvan dostları; dünyanın en merhametsiz, en vicdansız, en acımasız insan-hayvan ilişkisinin acısı ile dizlerine vuruyorlar…

*

Barınağın demir kapısının sesi her geldiğinde, büyük köpeklerden korkup saklandığı kuytudan çıkıp koştu…
Kafasını parmaklıklardan uzatıp baktı; gelen o küçük kız mı?..
(………)
Bu yaz başında küçük kızın küçük köpeği demir kafesin içinde öldü.
Bakıcılar onu, başını uzatmış büyük kapıya bakarken bulduklarını söylediler.
Barınağa yakın tarlaya gömdüler küçük köpeği…
Bu bahar orada sarı çiçekler açacak…