SEVGİ UĞRUNA…
Birkaç senedir onu izliyorum…
O taraftan gelen olursa “Türkan’ı gördünüz mü?” diye soruyorum…
*
Üç dil biliyor…
Turizm eğitimi almış…
Dünyanın ünlü turizm firmaları ona kaç kez iş teklif ettiler… İngiltere’de veAlmanya’da oturma hakkı var…
O Muğla Ortaca’da ormanın içinde, tenekelerle, tahtalarla kaplı bir kulübede yaşıyor.
Bir sevgi uğruna…
*
O günler güzeldi; şirin bir evde yaşıyordu… Çevrede birçok hayvan vardı… Yazlıkçıların terk ettikleri kediler, köpekler, sadece o yemek verdiği için o güzel evinin çevresinde toplanmıştı…
Ama çevredekiler hayvanları istemediler…
Bir gün yönetim tümünü toplayıp ormana attı…
Türkan ağladı…
O gün bu ülkeden gitmeye karar verdi…
Valizini hazırladı, dostları ile vedalaştı, biletini aldı…
*
O gün iskelede, yanında valizleri, son kez dönüp arkasını baktı… Dünyanın bu en güzel yerinde bir şey eksikti:
Sevgi…
*
Ve gözü bir noktaya takıldı…
Ürkmüş köpeklerinden birisi, karşı köşeden başını uzatmış, kapkara gözleriyle öyle ona bakıyordu…
“Gel” dese koşup kucağına atlayacaktı…
Sonra?..
*
Uzun uzun ona baktı Türkan…
Ve bir anda biletini yırtıp attı…
Döndü…
İşte ormandaki o tahta ve tenekeden kulübeye yerleşti… Ortaca Belediyesi’nin desteğini sağlayarak eski dostlarından hasta olanlarını tedavi ettirmeye, açları doyurmaya başladı…
Hâlâ orada onlarla birlikte yaşıyor…
Bir sevgi uğruna…
*
Kimi zaman okurlarım bana “Önce insan mı, hayvan mı?” diye soruyorlar…
Rant uğruna ormanı, denizi, suyu, yeri, göğü satıp da… Canlılara bir evleklik yeri çok gören ve bebeklerin önünde annelerini, annelerinin yanında bebeklerini öldürten sevgisiz, vicdansız, acımasız insanları düşünüyorum…
Bir de kendi gençliğini ve görkemli yaşamını bir sevgi uğruna terk edenTürkan’ı…
Ona sormalı ya:
“Önce insan mı, hayvan mı?..”
……………………………………………………………………….oOo……………………………………………………………………..
Bu Kış Yine Zor Olacak…
O gece hava soğuktu…
Geç vakit kar atıştırmaya başladı… Pencereden gözüken sokak lambasının başına sanki daha çok kar yağıyordu…
Bizim oğlanlar bir ara huysuzlanıp patileri ile kapıyı açmamızı istediler…
Ön bahçede bir şey vardı…
El fenerini alıp peşlerinden gittik, sokağa bakan kapının merdivenlerinden çıkmış, eşiğe büzülmüş, avuca sığacak kadar bir küçük köpek yavrusuydu…
Uzun kulakları ıslanmış yanaklarına yapışmış, sırtında kar birikmişti…
Korkulu gözlerle bize baktı…
Sanki biraz daha küçüldü…
Onu kucağımıza aldığımızda titriyordu…
Andree ona küçük bir sepet hazırladı, havlularla kuruttuk, korkusunu aşınca önüne koyduğumuz süte doğranmış ekmeği deliler gibi yedi…
Sonra uyudu…
*
O şimdi bizim evin “Çıtır” kızı…
Oğlanların ablası…
Annesinin ve kardeşlerinin getirilip karşı ormana bırakıldığını sonradan öğrendik. Bir gün önce annesini ve kardeşlerini öldürmüşlerdi. Bu nasılsa kurtulmuş, bizim evin kapısına kadar kaçıp gelebilmişti.
Köpekler karı sevdikleri halde, her kar yağdığında o ilk gün uyuduğu köşeye gidip büzülür…
*
Kış başlıyor…
Yakında havalar soğuyacak…
Sokaklar evlerden atılmış, terk edilmiş canlılarla dolu. Çalıp çırpacak trilyonlar bulan belediyeler, yasa görev verdiği halde hayvanlar için barınak yapmadılar. Ankara’da sadece Çankaya Belediyesi’nin barınağı var. Çoğu belediye ya zehirleyerek öldürüyor sokak canlılarını, ya da Eyüp Belediyesi’nin yaptığı gibi kafesli kamyonlara doldurup dönemeyecekleri kadar uzak bir ormana götürüp bırakıyorlar…
Bunun hayvanlardan çok bir “insanlık” sorunu olduğunu bir türlü anlamadılar…
*
İyi insanlardan başka kimse yok ortalıkta…
Akşamları yemek artıklarını bir kaba koyup kapının önüne bırakın… Sabahleyin o kabın boş olduğunu gördüğünüzde, gece bir canlının, bir annenin, bir bebeğin karnını doyurduğunuzu düşünün, göreceksiniz gözleriniz dolacak…
Yakında soğuklar başlar…
Arkasından kar…
Bu kış yine zor olacak…
………………………………………………………………………….oOo…………………………………………………………………………
KAFES
BARINAĞIN demir kapısı her açılıp kapandığında, o kafesinin ön tarafına koştu… Uzun kulaklı, kocaman gözlü kafasını demirlerin arasından uzatıp büyük kapıya baktı…
Geldiler mi?
Ben onu birkaç sene önce görmüş, köşemde yazmıştım.
Henüz annesinin kokusunu duya duya büyürken onu alıp cam bir vitrinin içine koydular, küçük bir kız annesi ile gelip satın aldı.
Sıcak bir evde, küçük kızla çok mutlu günleri olmuştu.
Divanların üzerinde oynadılar, camdan sokağı seyrettiler, akşamları baba geldiğinde kapıya birlikte koştular.
Bir gün mahkemenin “Lojmanda köpek beslenmez” hükmü gereği onu işte bu barınağa getirip bıraktılar. Önceleri küçük kız hafta sonları babasının elini tutarak gelip onu görüyor, biraz başını okşuyor, sonra ağlaya ağlaya gidiyordu.
*
Bugün 4 Ekim, Dünya Hayvan Hakları Günü…
Uygar ülkeler bu günü 1931′de kutlamaya ve hayvanlara karşı görevlerini yapmaya başladılar. UNESCO, Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni 1978′de kabul etti, tüm dünyaya duyurdu.
Türkiye 2004′te “Hayvanları Koruma Yasası”nı AB uyumu gereği kabul etti. Ama yasayı yapan devlet, hiçbir zaman onu uygulamadı. Yasayı ne yerel yönetimler gördü, ne kamu kurumları anladı, ne de mahkemeler tanıdı…
Başta o yasanın yapıldığı şehir, ülkenin başkenti Ankara’daki barınakları bir gelip görmelisiniz…
Bu yüzden tüm dünya bugünü hayvanları ile kırlarda mutlu kutlarken… Türkiye’de hayvan dostları; dünyanın en merhametsiz, en vicdansız, en acımasız insan-hayvan ilişkisinin acısı ile dizlerine vuruyorlar…
*
Barınağın demir kapısının sesi her geldiğinde, büyük köpeklerden korkup saklandığı kuytudan çıkıp koştu…
Kafasını parmaklıklardan uzatıp baktı; gelen o küçük kız mı?..
(………)
Bu yaz başında küçük kızın küçük köpeği demir kafesin içinde öldü.
Bakıcılar onu, başını uzatmış büyük kapıya bakarken bulduklarını söylediler.
Barınağa yakın tarlaya gömdüler küçük köpeği…
Bu bahar orada sarı çiçekler açacak…
…………………………………………………………………………oOo……………………………………………………………
Serkan Azak arkadaşımızın köpek sahiplenmek isteyen arkadaşını bilgilendirme yazısı
Köpek kadar keyifli birşey yok ama önce birkaç hususu kabul etmen ve kendinden emin olman gerekiyor. Aşağıda bir takım sorumlulukları listeledim. Bu hususları göze aldıktan ve kabullendikten sonra her şey çok keyifli. Küçük veya iri ırk bir köpek almaya çevresel koşullarına göre karar vermelisin. Aşağıda yazdıklarım da gözünü korkutmasın lütfen. Ama baştan bilip kabullenmek gerekir.
Sorumluluk 1:
Hiçbir köpek “anne/baba benim çişim geldi demez. Eve getirdiğinde yattığı ve mama kaplarının olduğu yer dışında bir yere çişini yada kakasını yapacaktır. Tuvalet eğitimi 1 aydan fazla sürebilir. Kimi köpekler çok hızlı da algılayıp senin istediğin şekilde uygulayabiliyor bu tuvalet mevzusunu. Okuldan eve geldiğinde evin muhtelif bir yerine çoktan pislemiş olabilir. Bu süreçte biraz daha yoğun ilgi göstermen gerekecektir. Ha bu söylediklerim de gözünü korkutmasın olağanüstü zor bir eğitim değil. Hatta bence en kolayı. Sadece dediğim gibi biraz sıkı ilgilenmen gözlemen gerekiyor. Alacak olursan tüyoları verir anlatırım bu eğitimi de. Benim köpeğim banyoya serdiğim gazeteler üzerine yapardı pek dışarı çıkaramadığım için.
Sorumluluk 2:
Hiçbir köpek kedi gibi sessiz, sakin durmaz :) Çünkü köpekler heyecanlı dostlar. Köpeğin cinsine, kişiliğine ve yetiştiriliş tarzına göre de hali tavrı farklılık gösterebiliyor. Mesela ben kendi köpeğimi (bir başkasına vermek zorunda kaldım gerçi) çok sakin bir şekilde yerleştirmiş olmama rağmen; apartmanda bir ses duysun, 2 kat aşağıda da olsa avazı çıktığınca havlıyordu. Önüne hiç geçemedim bunun; dövdüm olmadı sövdüm olmadı derler ya o misal :p O nedenle etrafı rahatsız etmeme adına bir sorumluluğun var.
Sorumluluk 3:
Evini kapatıp hadi ben arkadaşlarımda kalıyorum diyemezsin; sıkılır, bildiğin insan gibi psikoloji bozulur, huysuzluk yapar yada tuvaletini hiç istemediğin bir yere :) Evde bebeğin var gibi düşüneceksin yada ocakta yemeğin. Kedi olsa su götürür yanları var. Mamasını ve suyunu doldurup zorunlu hallerde birkaç gün yalnız bırakabilirsin ama köpek öyle değil. Günde minimum 1 kez çıkarıp gezdirmen gerekir.
Sorumluluk 4:
Apartmanındaki insanların yapıları önemli. “Köpek giren eve melek girmez” saçmalığına itimat eden insanlar varsa apartmanında sessiz sakin bir köpek de olsa sorun çıkaracaklardır. Ben Eskişehir’de öğrenciyken kapıma polis de geldi. Ev sahibin sorun çıkarmayacak ve köpekleri seviyor olacak. Bunun yanında sen de yasaları ve haklarını öğreneceksin. Bu gibi olası bir durumu göğüsleyebilmen gerek. :)
Sorumluluk 5:
Seyahatlerde evine götürmen gerekecek. Gittiğin her yer kabul etmeyebilir. Örneğin pet kabul eden otelleri bulman gerekecek. Ailen yada evleneceğin şahsiyet köpek seviyor olacak. Aksi halde bunlar hep sıkıntı.
Sorumluluk 6:
Masraflar ve zamanlar… Belli zamanlarda aşıları yapılması gerekecek. Bunlar belli maliyetler doğuruyor. Dengeli bir şekilde beslersen hem tuvalet olayında çok sıkıntı yaşamazsın hem de tüyleri, ağzı sağlıklı olur. Örneğin ben benim köpeğime yıllarda “Hill’s” marka mamadan başka bir şey almadım. 15 kilosu 150 – 200 TL arasında bir fiyattı. Gözünü korkutmasın 3 ay kadar gidiyor.
Sorumluluk 7:
Tüyler hayatının bir parçası olacak. Kıyafetlerinde sen ne yaparsan yap olacaklar :) Yeri geldiğinde yemeğinden de çıkacak :) Ama sevdiğinde rahatsız etmiyor seni. Tıpkı bebeğinin altını temizleyen annenin bebeğinin kakasından tiksinmemesi gibi bir durum bu. Ama kaliteli bir mamayla beslersen tüy sorununu minimuma indirme şansın da var.
Sorumluluk 8:
Bağlılık… Sana delice bağlanıyor köpeğin. Çıkarsızca ve delice seviyor seni. Onun Tanrısı oluyorsun adeta. Tapıyor sana… Tabi sen de ona… Kimin kimden önce öleceği belli olmaz elbette ama ölene dek onunla olabileceğini göze alabiliyorsan sahiplen bir tane. Zira ayrılmak öyle zor ki. Hala içim acır benim köpeğimi verdikten sonra… Kaldı ki hayvanın da bir psikolojisi var. Sahibinden ayrıldıktan sonra ölenler de oluyor… Hastalıkta ve sağlıkta köpeğin senin yanında oluyor; ne olursa olsun sen onun yanında olabilecek misin bunu da düşün…
Bunu da okuyunuz lütfen : http://www.serkanazak.com/karalamalarim/oglum
———————————————————oOo—————————————————
ADI HAYVAN YA !…
Hani ne demişler, bir insan garibansa o insana, tekme kolay vurulur ve her türlü işlem de kolaylıkla yapılır. Çünkü o gariban ve adı da adı abalıdır.
Hayvanlarda aynen gariban insanlar gibi, insanların karşısında birer abalıdırlar. Adlarının hayvan olmasından dolayı, insanlar onlara istediklerini istedikleri şekilde uygularlar ve birde “Aman canım, alt tarafı bir hayvan. Bak onun yüzünden trafikte insanlar ölüyor.” Demek istenen şu. “Hayvana çarpmamak için kaza yapan insan öleceğine, hayvan ölseydi daha iyi olamaz mıydı” derlerde, hiç o hayvana çarpmak istemeyen insanın hayvanlara karşı duyduğu sevgi ve Allah korkusunu, hiç akıllarına bile getirmezler. Hayvanlar hakkında kötümser düşünen hayvan düşmanları. Halbuki, o hayvana çarpmayarak canından olan insanda kendileri gibi düşünseydi, işte o zaman hayvana çarpar geçerdi, canından da olmazdı.
Hadi gözünüz aydın olsun hayvan düşmanları. Medyada okudum, bir köpeği idama mahkum etmişler. Hayvan düşmanları sevindiniz mi ?. Hani kınaları da gerekli yerlere yakmışsınızdır da.
İğne ile o köpeğin öldürülmesini akılarından geçirenler, acaba bu hayvana sormuşlar mıdır. İnsanlara karşı düşmanlığı nedendir diye. Desene neden sorsunlar ki, çünkü onun adı hayvan. Kendini savunmasına imkan yok. İşte bir abalıda o.
Bu idamına karar verilen köpeğin hikayesine bakın. Sosyeteden birisi, arkadaşının davetine katılır. Katılma esnasında da, yıllarca kimselere zarar vermemiş olan kurt köpeği, bu misafire zarar vermiş. Ölüm gerçekleşmedikçe, hiçbir yasa bir canlıya ölüm cezası vermez.
Köpek sahibi de insan olan dostuna neden zarar verdi diyerek, kendi elleriyle büyüttüğü ve ailesinin bir bireyi konumunda olan köpeğini, iğne ile uyutturacakmış. Sevgiye bak hizaya gel.
Bu ülkede idam, yani ölüm cezası kalkalı yıllar oldu. İnsanlara uygulanan haklar, hayvanlara laik mi görülmekte ?. Bununda adına canlılar, arası adalet mi deniyor. Bunun adına adalet denmez. Dense dense, hayvan sevgisinden yoksunların adaleti denir.
Demek ki bu bayan da, köpek sevgisinden ziyade arkadaş sevgisi daha ağır basmış olacak ki, köpeğinin infazına hemen karar verme aşamasına gelmiş.
Halbuki yıllardır evinde bulunan bu köpeğin başkalarına zarar verdiğini medyada duymadım. Bu konudaki haberlerin hiçbirinde, bu hayvanın daha önce olmuş olan vukuatlarından bahsetmemekteydiler. Yani sicil temizdi.
Yıllardır kimselere zarar vermeyen bu hayvan, özelliklemi o bayana zarar vermiş. Yoksa o köpek o bayandan olumsuz bir şeyler mi görmüşte, “artık yeter yaptıkların” dercesine saldırıda bulunmuştur.
Hiçbir hayvan, karşıdan kötü bir saldırı veya saldırıya ait hisler görmedikçe, asla insana saldırıda bulunmaz.
Hayvanlar, kendilerine yapılması düşünülenleri çok uzaktan hissedebilirler. Hangi hayvan olursa olsun, insanlar onlara iyimser yaklaştıkları müddetçe, hiçbir zaman onların tepkisiyle karşılaşmazlar. Bunun en güzelini belgesellerde izlemiyorsanız ?. Biraz şaşalı yaşantılarınızdan tasarruf edin de, bu tür belgeselleri izlerseniz, bu konudaki bilgilerinizde artışın olacağını açıkça söyleyebilirim. İzlemenizi tavsiye ederim. Bakın bir atasözü vardır. “Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkartır” derler.
Gördüğüm kadarıyla, bu köpeğin tek sucu hayvan olması. İnsanlar ona her şeyi yapacak ama, o insanlara karşı köle misali, pısırık olarak duracak. İnsanlarda o hayvan diye, onunla adeta alay edecekler. Yağma yok birader. Ne ekersen onu biçersin, bunu da unutma.
Günümüzde insan insana karşı pısırık duramazken, hayvanlardan bu denli yaklaşımı beklemek , hayvanları anlamamaktan ileri gelmekte.
Bu köpek idam edildi mi, edilmedi mi bilmem ama, demek ki bu köpek kendi sahipleri tarafından da anlaşılamamanın ezikliğini yaşamış. Onların sahte sevgileriyle hayatını idame ettirmiş diyeceğim. Şayet bu köpeği, idam ettirme cüretini kendilerinde buldularsa.
Unutmayın ki, insanları yaradan onları da yaratmıştır, bu dünyada birlikte yaşamamız için . Hayvanların Allah asla başka değil. Hepimiz, aynı yaradan ın yarattıklarıyız. Teki canlılar olarak, bir birimizi sevmesini bilelim.
————————————————————–oOo——————————————————-
Domuz, kuş, kene: DKK terör örgütü!
Kuş gribi.
Kene.
Şimdi de, domuz.
*
Hayvanat kafayı bize taktı birader.
*
Ve, maalesef olacağı buydu aslında.
*
Kurban Bayramı’nda elinden kaçırdığı agresif boğaya tüfekle ateş eden kasap da var, tenhada kıstırdığı uysal eşeğe tecavüz eden mühendis de… Allah’tan Adli Tıp raporuyla o eşeğin fingirdek olduğu tespit edildi de, hafifletici sebepten 240 lira cezayla yırttı mühendis… Sonradan
“töre” cinayetine kurban gitti o eşek!
Sahibi vurdu.
*
Hiç unutmam, İzmir’de Basmane’deki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmıştı belediye… Ertesi sabah yok. Bi daha bıraktılar. Ertesi sabah gene yok. Bi daha bırakmadılar. Çünkü anlaşıldı ki, av eti ayaklarıyla Alsancak’ta satıyorlar ördekleri.
*
Oha filan demeye kalmadı, Aliağa’da iki balıkçı, kuş cennetinden arakladıkları pelikanları mangal yaparken yakalandı jandarmaya… Enselenene kadar iki büyük rakı devirdikleri için, karakolda itiraf ettiler, flamingoların hazmı zormuş, o nedenle hafif ekşi olmasına rağmen, pelikanları tercih ediyorlarmış… Bu iki haber peş peşe patladı, İzmir’in yarısı vejetaryen oldu; ahalinin cibes, radika, istifno falan, denizbörülcesine yönelmesi ondan!
*
Vejetaryen olmayıp, et yemeyen de var. Bolu’da mesela… Yol kenarında bir ayı bulundu, ayı çıplak, postu yok! Merak edip araştırdılar, meğer, asfalta çıkan talihsiz ayıya çarpmış direksiyondaki ayılar… Bakmışlar ki, ayı ölmüş… Postunu yüzüp, oturma odasına sermişler iyi mi!
*
Hatırlayın, Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nde ikamet eden, Pakize isimli piton kayboldu… “Kardeşim, 4 metrelik piton nereye gider?” diye şaşıranlara, “Kardeşim, adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz, 4 metrelik pitonu beline sarar gene götürür, siz dikkat edin fili götürmesinler” diye cevap yetiştirmeye gayret ediyorduk ki… Çevre Bakanımız açıkladı, “Ankaralılara bugünlerde şiş kebap yemesini tavsiye etmem!” Hayvan denince, bakanımızın aklına ilk gelen, Aliağa’daki balıkçılarla aynıydı çünkü, mangal… Melih Gökçek baktı ki, basın işin peşini bırakmıyor, taaa 73 gün sonra “Aha işte Pakize” diye bir pitonu getirdi koydu, yerine… Çakma Pakize ise, sanırsın Cem Garipoğlu’dur, “73 gün nerede saklandın?” sorularını, yanıtsız bırakıyor.
*
Bakın, Pakize dedim, aklıma geldi, Sinop’taki Balina Aydın’ı önce maymuna çevirdik, sonra Rus istihbaratında görevli denizaltı yakalama çavuşu olduğunu iddia ettik. Sivas’ta Murat 124’ün arka koltuğunda taşınan Dana Ferhat, meşhur oldu, vaktinden önce iki katı paraya sucukçuya satıldı. Yavru fok Badem’i sigara tiryakisi yaptılar Gökova’da… Rahmetli Özal’ın papağanı Cabbar aslında çoktan rahmetli oldu ama, “Cabbar işte bu” diye yakaladıkları papağanı animatör olarak kakalıyorlar Antalya’da.
*
Darıca’ya timsah getirdiler, millet görsün diye… Ööle duruyor, hareketsiz… Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için, hayvancağız debelendi ama, iş işten geçti, ruhunu teslim etti. Göçmen kuşların biyolojik silah taşıdığını öne sürdüler. Bodrum’da çok balık tüketiyor diye yunusları katlettik. Milas’ta, daracık yere sıkıştırıp, balık çiftliğindeki balıkları oksijensizlikten boğarak topluca öldürmeyi başardık. Uçak için deve kestiler.
Beygirler zaten nallı kuzu.
*
Denizli’de at heykelini sünnet ettiler, malum yeri fazla büyük diye… Sütaş’ın vole atan santrfor ineğini RTÜK’e şikâyet ettiler, memeleri görünüyor diye.
*
İşin hazin tarafı…
Memleketin adı, hindi.
*
İnsan olarak yaşamak zor.
Hayvan olarak yaşamak daha zor.
E bi intikamları olacak tabii.
Derenin intikamı olduğu gibi.
————————————————————-oOo———————————————————

