Yüzeysel bakıldığında barınak iyi bir fikir gibi görünebilir.Çünkü problem çok hızlı bir şekilde çözülecek gibi görünür.Köpekler bir anda sokaklardan kayboluyorlar. Bugüne kadar ülkemizde bir kaç yerleşim merkezi dışlında yapılan bu. Ancak her sene ortalama 3 katı artan sayıyla geri dönüş olmaktadır.
Her yerleşim bölgesinin her canlı türü için belirli bir taşıma kapasitesi vardır. Bu belirli taşıma kapasitesi, kaynakların (barınma, gıda, su) ne kadar müsait olduğuna bağlıdır. Gelişmiş omurgalıların (köpekler dahil) nüfus yoğunluğu, çevrenin taşıma kapasitesini doldurmaya eğimlidir. Nüfus yoğunluğunda ölüme bağlı herhangi bir azalma, hayatta kalanlar daha iyi üreyeceğinden ve daha iyi besleneceğinden, hemen telafi edilmektedir. Bir başka deyişle köpekler yok edildiğinde hayatta kalanların ömürleri uzayacaktır çünkü mevcut kaynaklardan daha çok yararlanabileceklerdir ve kaynaklar için daha az rekabet olacaktır. - DSÖ Köpek Nüfusu Kontrolüne İlişkin Önerileri, Cenevre, 1990, sayfa 9.
Bu gün Türkiye’de 3-5 barınak hariç, kalan yüzlercesi gerçek bir ölüm kampı halindedir. Barınaklarda gizli itlaf yapılaktadır. Barınaklar bu hayvanların iyi koşullarda yaşatılması için değil, toplumun gözü önünde zehirleme yapmamak için, itlafa gizli kılıf olarak oluşturulmuş durumdadır.
Kapasitesi 100 hayvan olan bir barınağa her ay 50 hayvan geliyor ve o barınaktaki sayı asla artmıyor. Sorulduğunda ise, kısırlaştırılıp bıraktık deniyor. Ne tedavi ve ameliyat odası var, ne ilaç var, ve ne de düzenli bir veterineri var. Ama cevap kısırlaştırıp bıraktık şeklinde oluyor. Nereye, ne zaman ve nasıl bırakıldığı konusunda ise hiçbir bilgi yok.Bu barınaklarda bir kerede öldürülen hayvanlar şanslı. Açlık ve susuzlukla ölüme terk edilenler çok kötü koşullarda ölüyorlar.Bu barınakların büyük çoğunluğunda hayvanları kışın yağmurdan kardan koruyacak, yazın kızgın güneşin etkisinden koruyacak sundurmalar dahi yoktur.Yazın güneşin altında kalmaya, kışın karın ve yağmurun altında kalmaya mahkum edilirler. Bu kadar akarsuların ve göllerin olduğu bir dünyada, bu hayvanlara bir tas su verilmez. Önlerindeki su da çoğu zaman çirkef ve çamur halindedir. Her gün binlerce ton yemek artığı ve ekmek çöpe giderken ( ülkemizde her yıl 700 milyon dolar ekmek çöpe gitmektedir ) bu hayvanlar açlıktan yavrularını yerler(
Belediyelerin çoğunluğu uzun zaman diliminde masrafları karşılayamıyorlar. Sokak köpeklerinin tümünü kapatmak için kriterlere gore yapılmış bir barınağın inşası bile ağır masraf getirecektir.
Bunu uygulayan belediyelerin sokaklarında nüfusu denetim altına alınmış, sağlıklı, çocuklarla iç içe sevgi içinde yaşayan köpekler dolaşmaktadır (.
WSPA’ nın (Dünya Hayvan Koruma Derneği) ve FECAVA’nın (Avrupa Veteriner Birlikleri Federasyonu) düzenlediği konferansta İtalyan Lega Pro Animale’den Dorothea Friz ,Napoli’de 1991 ‘e kadar hükümetin her yıl 5000 köpek öldürdüğünü ve bunun her yıl aynı miktarda köpeğin boşalan bölgeleri doldurmasına sebep olduğu gibi çok yüksek bir maliyeti olduğunu, 1991 ‘den sonra hükümetle anlaşmaya varılıp kısırlaştırma ,aşılama ve yerine bırakma programı uygulanmasıyla sorunun çözümlendiği ve maliyetlerin çok düştüğünü anlatmıştır.
Türkiye bu projeyle en geç 3-5 yıl içinde sokak hayvanı problemini çözmüş olacaktır. İtlaf projesini uygulayan Meksika ve Amerika (hayvanlara ticari obje gözüyle bakılmaktadır) gibi ülkelerde sayı her yıl 3 ‘ e katlanmıştır.
Dünyada kuduzdan ölen insanların yarıdan çoğu Hindistan’ da bulunmaktadır.İkibuçuk milyon nüfusu olan Jaipur Rajastan’da her sene istatiklere göre tahminin 50 kişinin kuduzdan ölmesi beklenir.7 yıl önce Jaipur’un sokaklarında köpeklerin zehirlenmesi durduruldu.Acı Çekenlere yardım Örgütü tarafından yürütülen Kısırlaştır-Aşılat- Yaşat projesinin uygulanması kabul edildi.Çok sınırlı kaynaklarla , istanbul’un en yoksul kesiminden daha yoksul bir şehirde Örgüt 1994 ‘ten beri
onbeşbinden fazla köpeği yakalamış,kısırlaştırmış , aşılamış ve serbest bırakmıştır. Jaipur’un resmi istatistiklerine göre 1996 dan beri kuduzdan ölen bir tek insan olmamıştır. Bölge halkı tarafından bildirilen, kuduzla ilgisi olmayan ısırık vakaları da 1996 da 1151 iken 1998’de 220 ‘ye düşmüştür. Sokak hayvanları Koruma Derneği’de İstanbul’da 9000 in üzerinde köpeği muayene etmiş,bir tek kuduz vakasına rastlamamış sadece 30 ensafalit vakası görülmüştür.
Onun için KISIRLAŞTIRMA ,nüfusu denetim altına alma en insani ve vicdani tek çözümdür.
Kısırlaştırma saldırganlığı önler. Dişi köpekler her altı ayda bir kızgınlığa gelirler. Bu zaman zarfında dişi çiftleşmeye hazırdır ve hormonları güçlü bir koku salgılar. Bu koku erkek kısırlaştırılmamış köpekler tarafından 1 km. uzaklıktan dahi algılanabilir. Kısırlaştırılmamış erkek köpekler bu kokuyu algıladıkları zaman, hormon salgıları artar. İçgüdüsel olarak dişiyi bulmak, yakalamak ve eşleşmek için kontrolsüz olarak harekete geçerler.
Erkekler bu dönemde insan ve diğer köpeklere karşı daha saldırgan, huzursuz, heyecanlı oluyorlar ve daha fazla havlarlar. Bu ortamda çok sayıda erkek köpek grup halinde, kızgınlık halinde olan dişinin yakınına gelirler. Bu olay insanları korkutur.
Kısırlaştırılan köpekler bu saldırganlık hallerini göstermez, Kavga etmezler ve insanlarla daha dostça yaşarlar.
Köpeklerin sadece içgüdüsel olarak eşleşme dürtülerinin olduğunu bilmek önemlidir. Eşleşmekten zevk almazlar, Dişi köpekler erkek köpekler ile sadece kızgınlık zamanlarında çiftleşirler. Bu da kısırlaştırılmamış bir dişi için yılda iki defadır.Onlar da sadece hormon ile içgüdüsel olarak çiftleşme dürtüleniyor. Biz onları kısırlaştırarak zevklerinden yoksun bırakmıyoruz. Bilakis onların huzurlu ve kontrollü yaşamlarına yardımcı oluyoruz.
Günümüze kadar bütün yönetimler YAŞATMAK yerine İMHA etmeyi seçerek doğanın en temel yasasını ihlal etmişlerdir. Yok etmek çözüm olsaydı şimdiye kadar sokaklarda bir tek sokak hayvanının kalmaması gerekirdi.Imha etmek yerine YAŞATMAYI seçenler çözüme ulaşmıştır.
Bilimsel araştırmaların sonucunda kopek sorununun yegane çözümü
KISIRLAŞTIR- AŞILAT- YAŞAT adıyla anılan yöntemdir.
KISIRLAŞTIR - AŞILA-YAŞAT uygulaması aynı zamanda yerel köpek nüfusunun sosyal yapısına zarar vermeyerek, göç riskini önleyecektir.
Yurdumuzda hayvana yapılan işkencelerin, gösterilen şiddetin artarak devam etmesi itlafın, köpeklerin barınaklara kapatılmasının çözüm yerine sorunu artırdığını görülünce 10.05.2004 tarih, 83-2717 sayılı,genelgeyle ( 24 )barınakların kontrolü o yerin en büyük mülki amirlerine verilmiştir. Her ay barınakların yerinde kontrolü yapılacak, üç ayda bir rapor verilecektir. Barınaklar“ Sokak Hayvanları Tedavi ve Bakım Evlerine dönüştürülerek, kısırlaştırma operasyonları ve tedaviler yapılacak, kısırlaştırılan ancak agresif olan köpekler, yaşlılar, bebekler, hamileler, sakatlar için barınma yeri olacaktır. Kısırlaştırılan ve aşılanan diğerleri kayıt altına alınarak ,işaretlenerek (sahiplendirilemeyenler ) bulundukları yere bırakılacaktır.
5199 sayılı Hayvan Koruma Yasası ile de Aşıla-Kısırlaştır-Yaşat yasal yükümlülük haline gelmiştir.
Hayat her şeye rağmen çok güzel. Annemden erken ayırılsam da, sapasağlamken sakat kalsam da, açlık susuzluktan kıvransam, itilip kakılsam, aşağılansam da hayat çok güzel.
Sonuna kadar mücadele etmeliyim. İnsanoğlu kariyer, etiket, mevki peşinde koşarken ‘’olmaya cihanda bir nefes sıhhat gibi’’ sözünü ancak sıhhatini kaybedince ya da yaşlanınca idrak ederken ben aldığım her nefesin tadını çıkarmalıyım.
Çünkü benim nefes alışım insanların iki dudağı arasında. Bazen birinci yaşımı bile göremem. Ne zaman nerede ölüm fermanım imzalanır hiç belli değil. Zehirli yiyecekle mi olur, araba altında mı kalırım ya da dağ başlarına ölüme mi terk edilirim? Bilinmez. 2008 Ocak ayında Alpu İlçesi Bozan Belediye Başkanı iki kelime etti. 5 arkadaşım melek oldu. Dün bir haber daha geldi Bozan’dan. Bir insan karar vermiş 4 arkadaşımı zehirlemiş. 2 si ölmüş 2 si kurtulmuş.
Ölümü hangi can ister ki?
Bende istemiyorum. Doğduğumda, annem beni patilerinin arasına aldığında sımsıcak beni sardığında, telaşla emzirmeye başladığında, daha gözlerim açılmamışken ilk sütün tadını aldığımda anladım. Hayat çok güzel. 3 bacakta kalsam, körde bırakılsam, geçen günlerde basında okuduğunuz tüfekle vurulan hamile arkadaşım gibi felçte olsam yaşamak istiyorum.
Hayat çok güzel. Her şeye rağmen. Hele birde size sahip çıkan bir insan dostunuz varsa çok daha güzel. Yaşamak istiyorum.
Not : Resimlerdeki tüm canlar insanlar tarafından sakat bırakılmış dostlarımız. Yaşamak istiyorlar. Fakat artık tek başlarına hayat mücadelesi onlar için çok zor.
Odunpazarı Belediyesi Hayvan Sağlık İstasyonu ve Tepebaşı Belediyesi Doğal Yaşam Merkezinde’ki yüzlerce dostumuz sıcak bir yuva bekliyor. Tek istedikleri sevgi ve yaşama hakkına saygı.
Sevgi ve Saygılarımla
Ayten TUTKUN
www.aytentutkun.com
Kuduz deyince akan sular duruyor. Korkunç, öldürücü ve bulaşıcı bir mikrop. Hayvan sever ya da hayvan korumacı olarak adlandırılan doğa dostu insanların mücadele yolunu çok iyi bildiği fakat bu konuda eğitim almış, meslek edinmiş, kanun uygulayıcı konumuna gelmiş yetkili, etkili ve görevli büyüklerimizin ülkemizi halen kuduz ayıbından kurtarmayı becerememesi yüzünden; dünyada neredeyse kökü kazınan kuduz hala ülkemizin gündemindedir. Ülkemizde bu hastalıkla mücadele etmek yerine, edermiş gibi yapılmakta ve halka korku salarak yalan yanlış bilgilerle geçiştirilmektedir.
Kuduz en çok korkulan ve hakkında en az ve o kadar da yanlış bilinen bir hastalıktır. Evcil bir hayvan durup dururken kuduz olmaz. Kuduz virüsü köpeklerde doğuştan var olan bir hastalık değildir. Kuduz yaban hayatın hastalığıdır. Evcil bir hayvanın, kuduz mikrobu taşıyan yabani bir hayvan (Tilki, yarasa gibi memeli) tarafından ısırılmadığı, yaralanmadığı sürece bu mikrobu alması mümkün değildir. Güneşte kalmak, sıcak yemek yemek gibi sebeplerle hayvanlar kudurmaz.
Bir bölgede kuduz çıkıyorsa bilin ki orada görev ihmali vardır. Bunun suçlusu hayvanlar değil, bu konuda bütçesi, elemanı olan ama görevini yapmayan yerel yönetimlerdir.
Geçen hafta Antalya Varsak’ta yaşanan katliamın tek suçlusu yerel yönetimlerdir. Bir çocuğun ısırılmasıyla kuduz olduğu anlaşılan sahipsiz köpek bahane edilerek sahipli, sahipsiz, küpeli, küpesiz, daha süt emen yavruların olduğu 5500 köpek vahşice katledildi. Kuduz olayının duyulmasıyla birlikte tüm Türkiye’den Antalya Valiliğine ne gibi tedbirlerin alındığı konusunda yazılı başvurularımız oldu. Bizlere aşağıda okuyacağınız cevap posta yolu ile iletildi.Kanun ve yönetmelikler gereğini yerine getirdiklerini, görevlerini yaptıklarını yazdılar. Sonra anlaşıldı ki Avrupa Birliği desteği ile alınan 5500 doz koruyucu kuduz aşısı yapıldığı ifade edilen canlar bir gecede; şanslı olanlar zehirli iğne ile öldürülerek, bazıları canlı canlı ölüm çukurlarına atılarak ve yavrular için de masraf olmasın diye iple boğarak öldürme kararı verilmiş. THKD’nin çabaları sonucu bulunan ölüm çukurları iş makineleri ile açtırıldığında gerçek su yüzüne çıktı. Kanun ve yönetmelik gereği asli görevini yerine getirmeyen yerel yönetimler yine halka korku salarak kendilerini haklı çıkarma çabasına girdiler. Başta inkar ettiler, görevimizi yapıyoruz merak etmeyin dediler.Yakalanınca Kuduz olduğu için öldürdüklerini savundular.
Üstüne üstlük izinsiz mezar açtırdılar, halk sağlığını tehdit ettiler diye derneklerden şikayetçi bile oldular. Bu hayvanların gömülmesinde kurallara uymayan kendileri değilmiş gibi.
Bilin ki bir ülkede halen kuduz konuşuluyorsa bu asli görevlerini yerine getirmeyen ve bu konuda kendilerine tahsis edilen bütçeleri doğru kullanmayan yönetimler yüzündendir. Hayvanlara değil bu konuda görevli insanlara hesap sorulmalıdır. Kuduz sadece köpek hastalığı da değildir. Kedi, inek,koyun vb.. hayvanlar içinde önlem alınması gereklidir.Antalya’da köpekler turizm sezonu için temizlik kapsamında kuduz bahane edilerek yok edilmiştir.
Önemli bir not: Bir hayvana yapılacak kuduz aşısının bedeli 1 Ytl’dir. Bundan kaçınmak milyonlara mal olmakta, gereksiz yere bir çok insanın kuduz aşısı olmasına da sebep olmaktadır.
Antalya Valiliğinin B.12.4.İLM.0.07 00 03/394/819-9616 sayı ve 09.05.2008 tarihli cevabı
10.04.2008 tarihinde sahipsiz bir köpeğin bir çocuğu ısırması ve sonradan köpeğin kuduz olduğunu anlaşılması üzerine bölge ivedi olarak İl Hayvan Sağlık Komisyon Kararı ile karantinaya alınmıştır. Bölgede bulunan tüm sahipli- sahipsiz kedi ve köpeklerim Tarım İl Müdürlüğü Veteriner Hekimleri tarafından kuduz aşılamaları halen sürdürülmektedir.
2008 yılı Avrupa Birliği destekli Türkiye’de Kuduz Hastalığının Kontrolü Projesi kapsamında ilimize gönderilen 5500 doz kuduz aşısı koruyucu olarak uygulanmıştır.
Kepez bölgesinde ve çevrede yürütülen çalışmalar esnasında hiçbir kedi-köpek itlafı yapılmamıştır.
Hyvanların rahat yaşamaları ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesi ile hayvan refahı Antalya’da hayvan haklarının esası olarak kabul edilmektedir.
Bilgilerinizi rica ederim. Vali Yrd. Fuat ERGÜN
Sevgi ve Saygılarımla
Ayten TUTKUN
Doğal kaynakların önemli bir parçası ormanların, çevre kirliliğini önleme, su kaynaklarını dengeye sokma ve erozyonu önlemesinin yanı sıra biyolojik çeşitliliğin korunmasındaki yeri ve rolü de çok önemlidir. Ormanlar ekolojik, sosyal yaşantıya doğrudan ve dolaylı katkıda bulunurlar.
Ormanlar doğal yaşamın en önemli alanları. Ama yakarak, keserek ormanları yok ediyor, dolayısıyla burada yaşayan böcekten, ayıya, kelebekten kuşa kadar bir çok hayvanın soyunun tükenmesine neden oluyoruz. Genellikle yaz mevsiminde çıkan yangınlarda, hayvanlar acı içinde ölüyor. Bu yangınlarda belki de hiç keşfedilmemiş türlerin son üyeleri de yanıp kül oluyor.
Bilinçli yada bilinçsiz yakılan ormanların ne kadar alanı yok ettiğini hesaplarken sadece şu kadar hektar orman alanı yandı ifadesi yavan kalıyor. Ağaçlar yanarken ormanın sakinleri hayvanlar yanıyor, toprak yanıyor, insanlığın geleceği yanıyor.
Bir ormanın oluşma süresi uzun yıllar alırken yok olma süresi sadece birkaç saat..
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki orman yangınlarının % 97’si insan elinden çıkmış.
Orman yangınlarını önlemek bizim elimizde. Bu bizim gelecek nesillere borcumuz.
Unutmayalım;
Bu Dünya Yalnız Bizim Değil.
Sevgi ve Saygılarımla
Kış ayının güzellikleri yaşanıyor. Her yer kar içinde. Camdan bakanlar için güzel bir görüntü. Sokağa çıkanlar kalın paltoları, eldivenleri, şapkaları ile kartopu oynamaya hevesleniyor. Okulların tatil olma ihtimali öğrenciler için sevinç kaynağı. Sobanın başında, kaloriferin yanında miskinlik ne güzel. Susuz kalma korkusu insanlarda azalıyor. Evet bu kış iyi yağdı. susuzluk yaşamayız canım sözleri havada uçuşuyor. Bazı insanlar ise bu keyiften uzak. Ne yapacak bu havada sokaklarda yaşayan canlar diye endişe içinde. Doğal ortamında yaşayan hayvanlar bir şekilde yaşam mücadelesini veriyor. Ya sokakta ki evcil dostlar ne yapıyor? Kedi denilince ilk akla gelen sobanın arkasında ya da kalorifer peteklerini mesken edinen canlar bu dondurucu havada nereye sığınır? Köpekler, kediler, kuşlar kışa hazırlandı, vücutları yağlandı, tüyleri sıklaştı. . Ama nereden yiyecek bulur? Toprak buz tutmuş, kar her şeyi örtmüş. Hayatta kalmaları sadece insanların merhametine kalmış. Sokaktaki canlar için hayat şimdi çok daha zor. Çöp saatlerini bilen canlar bir ümit gizlendikleri yerden çıkarak ürkek, korkak çöp bidonlarının başına gidiyor. Poşetleri karıştırıyor bir lokma yiyecek bulmak için. Çöpler onlar için büyük tehlike. İçinde kırık camlar, keskin konserve kutuları, zehirli maddeler, kimyasallar dolu. Bir çok insanımızda kedi köpekler çöpleri karıştırıyor diye şikayetçi oluyor. Siz hiç aç kaldınız mı? Hayat güzel, can tatlı bilmez misiniz? Yenilecek artıkları çöpün kenarına koysanız ne o canlar poşetleri didikler, ne de yaralanır. Çöpünüzü kıskanmayın. Bu dünyada herkes rızkının peşinde. Kedi, köpek ya da kuş rızkını ararken siz ona yardım etseniz ne kaybedersiniz ki? Sokaktaki canlar açlık ve susuzluktan acı içinde ölmekte iken siz camdan sadece bakanlardan mısınız?
Yaşam hakkı kutsaldır. Yaratandan ötürü yaratılanı sevmek öğretisinin evlatları bizler bu kadar duyarsız olabilir miyiz?
Bugünden itibaren yenilecek çöplerinizi ayrı koyun ve yanına da bir tas temiz su.
Bir hayat kurtaracaksınız.
Sorumsuz basın olabilir mi? Medyanın içinde yaşadığı, topluma, kanununa karşı hiç mi sorumluluğu yok? Medya yöneticileri için başarı sadece reyting ve tirajdan mı ibaret? Duygularımızı, inançlarımızı, değer yargılarımızı nasırlaştıran, kişisel takıntı yada fobilerini önümüze yığanların sorumluluğu nedir acaba?
Köşe yazarlarının kişisel zevkini, beğenisini, tercihini , fobisini yada öfkesini bilimsel araştırma sonucu gibi açıklayarak felaket tellallığı yapmasının sorumluluğu kimdedir?
Basın özgürlüğü yaşam hakkına saygıyı kapsamamaktadır? Sevilmeyenin hakkı ölüm müdür?
Osmanlı döneminde yaşanan ve halkın uğursuzluk getireceği isyanı ile son bulan Hayırsız Ada vahşetini yazarak ve başarısız olmasından üzüntü duyarak bu gün katliama davet etmenin sorumluluğu kimdedir?
Yazar : ’’Ve ben de bu köyün insanları gibiydim… Bütün bunların Türkiye’ye uğursuzluk getirmesinden korkuyorum” “Şimdiyse, bu sokaktaki köpeklerin yok edilmemesinden kaynaklanacak musibetleri yaşayacağız” kehanetinde bulunuyor.
Ayrıca, “Sonuçta; herkes hayvan sevmek zorunda değildir, ben nasıl insanların, beni rahatsız etmeyecek tarzdaki hayvan sevgisine karışmıyorsam, onlar da benim köpek sevmemezliğime karışmasınlar.’’ demesine biz de aynen katılıyoruz.
Evet, kimse hayvan sevmek mecburiyetinde değil ama; bir insan olarak onların yaşam haklarına saygı göstermek mecburiyetinde…
Genelde bir konuda takıntısı olanlar (daha önce insanlarla bu konuda kötü bir tecrübe yaşayanlar) her nedense o insanla uğraşmak yerine hayvanıyla uğraşmayı tercih ediyorlar. Nedendir bilinmez…..
Halbuki o hayvanları eğitenlerin veya yönlendirenlerin insanlar olduğunu unutuyorlar.
Yani o hayvanlardan biz insanların sorumlu olduğu görmemezlikten geliniyor. Ne tuhaf değil mi?
Yazar kimliği taşıyan insanların , yazdıkları konu ve insanlarla ve bu konuda mevcut uygulamaları incelemeleri, yazmaya başlamadan önce bilgi alışverişinde bulunmaları gerekmiyor mu?. Yeterli araştırmayı yapsınlar Eğer hâlâ daha acımasız olacaklarsa da olsunlar. Bu da onların bir hakkıdır ama bir de o yazılarını yazdıktan sonra nelere yol açtıklarına da baksınlar, bağlantıyı sürdürsünler.
Yazı yazmak, bir köşeyi doldurmak mıdır?
‘’Kalem silahtan kuvvetlidir’’ sözünün anlamını idrak etmesi, oturduğu yerden
ahkam kesip, vahşete davet ederken insani, ahlaki, vicdani durumunu da gözden geçirmesi gerekmektedir.
Enam Suresi 38. Ayet`te `Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da sizin gibi birer topluluklardır. Kitap `da hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Onlar da sonra Rablerine koşacaklardır` denilmektedir. Kur `an neden hayvanların ve kuşların öldürülmesini yasaklamıştır. İyi incelesinler. Şems Suresi `nde bir deveyi boğazlayanlara ne ceza verildiğini, açıp okusunlar. Kuran `ın başta kuşlar olmak üzere hayvanların öldürülmesini yasakladığını görmeyenler, mutlaka cezalarını çekecektir. Bunlar sadece kendi kıyametlerini hazırlamakla kalmıyorlar, doğanın dengesini de bozuyorlar. İnsanlığın sonunu getirmeye uğraşıyorlar`.
Allahın yarattığı canlıları değil, içimizdeki vahşeti öldürelim lütfen…
Sevgi ve Saygılarımla
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununa göre, bir hayvana işkence eden, tecavüz eden, gözünü oyan kişilere, “YASAK YERDE SİGARA İÇENLERLE ” aynı katagoride ceza veriliyor.
Çünkü bu yapılan yasadışı muameleler, 5199 sayılı yasaya göre Türk Ceza Kanunu anlamında cezayı gerektirmediği için, KABAHATLER KANUNU kapsamında kabul edilmektedir. Yasaya aykırı davranmanın cezası olarak idari para cezası öngörülmektedir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14 ve 28. maddeleri uyarınca, Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, fiillerine karşılık olarak 250 YTL para cezası öngörülmektedir.
Bu insanlık dışı eylemlerin ve benzerlerinin KABAHATLER kapsamında olmasını yeterli görüyormusunuz ? Seyirci kalmamak ve o ağzı dili olmayan hayvancıkları işkenceden kurtarmak istiyorsanız, işkencenin “KABAHAT değil SUÇ” olması gerektiğini düşünüyorsanız dilekçemize bir imza verin, kampanyamız büyük ilgi gördü.
Türkiye genelinde düzenlenen kampanyada Eskişehir halkı yine Avrupa Kenti olduğunu gösterdi ve büyük katılım sağladı. Eskişehir’li olmaktan bir kez daha gurur duyduk. Teşekkürler Eskişehir..
Kimi sokakta doğdu, kimi barınakta. Kimi Pet shoplardan para ile satın alındı, kimi hediye edildi. Bir şekilde doğdular, doğurdular. Kimi evlerde, bahçelerde el bebek gül bebek bakıldı. Kimi tekmelendi, dövüldü, üzerlerine sıcak sular döküldü, sopayla belleri kırıldı. Bir köşede ölüme terk edildi. Şanslı olanlar !!! hemen öldü. Kimisi duyarlı insanlarla karşılaştı, tedavi ettirildi, sahiplenildi. İnsanlar gibi kaderlisi, kadersizi oldu.
Can, bedene emanet denir. Hayvanlarında ( her ne kadar kediler dokuz canlıdır diye bilinse de) tek bir canı vardır.
Yaşamdan bekledikleri insanların bekledikleri gibi karmaşık ta değildir. Beslenme, barınma ve kötü muamele görmemek onlar için tam bir lüks hayattır.
Resimdeki dostlarımızın her birinin hayatı roman dedirtecek türden. Aşkım’ın 8 yıl bir evi vardı, artık yok. Sahibinin ciddi hastalığı yüzünden yuva arıyor. Sokakta veya barınakta yaşayamaz. Van kedisi hikayesini anlatmadı bize ama o da yuva arıyor. Yavru kediler ise daha ne olduğunu bile anlayamayacak kadar bebek.
Bir hayvan sahiplenmek istediğinizde lütfen öncelikle bakımevlerini ziyaret edin. Cins, melez, yavru, yetişkin kedi ve köpekler sizi bekliyor. Nuh’un Gemisi Veteriner Kliniğinde ise resimdeki kadersiz kediler yolunuzu gözlüyor.
Sevgi ve Saygılarımla
Ayten Tutkun
Mevsimleri beklemek, mevsimlere hazırlanmak telaşı, heyecanı, mutluluğu ne güzeldir.
Kış mevsiminde ilkbahar hayal edilir. İlkbahar gelir dünya çiçeklenir, insanların kalbi bir başka türlü çarpar. Evlerde bahar temizlikleri yapılır. İnsanlar üst üste giyinmekten, odun, kömür düşünmekten, kar buz yüzünden eve kapanmaktan kurtulur. Yeşillenen dünya içimize huzur verir. Ne kadar uğraşsak ta bize rağmen hala yeşerebilmektedir doğa.
Kış mevsimi hayvan korumacı için iki katı zordur. Yaban hayattaki canlar bir şekilde hayatta kalma mücadelesini verirken sokaklarda, barınaktaki canlar perişandır. Buz üstünde susuzluktan ölürler. Kuytu köşeler ararlar, soğuktan ayazdan korunmaya. Ama o kuytu köşeler insanlar tarafından engellenmiştir. Kapısını bile açmadığı balkonunda, bodrumunda bir canın hayatta kalma mücadelesine katlanamaz. Yiyecek ve su vererek yaşamlarına destek olmak isteyenler kabul görmez.
İlkbahar daha da zordur. İnsanlar evlerinden çıkarlar. Bahçeler, parklar, sokaklar onlarındır artık. Kış ayı boyunca yok farzedilen canlar baharın tadını alamadan ortadan kaldırılır. Yavrulama mevsimidir. Yavruları bir yana anaları bir yana savrulur.
Sonra tatil mevsimi yaz beklenir. Kimi memleketine, kimi tatil yerlerine atar kendini. Gidemeyenler hafta sonları doğanın kollarına atılmak için sabırsızlanır. .
Hayvan korumacının yazında ise susuzluk, sıcak ve yine insanoğlunun bencilliğinin acıları vardır. Karne hediyesi olarak alınır, köye, bağa, yazlığa terk edilir. İş yine hayvan korumacılara kalır.
Sonra yine sonbahar. Okulların açılması, kışa hazırlık, vs..
Sokakta, barınaktaki canların da mevsimi var, hazırlıkları var ama insanoğlunun yaşama hakkı tanıdığı kadar. Mevsimlerin tadını çıkartırken diğer canlılarında çıkartmasına izin vermek neden bu kadar zor.?
Sokakta yaşamaya çalışan kedi, köpek, kuşların bahar temizliğinde ilk ortadan kaldırılacak pislik muamelesi görmesi revamıdır?
Sevgi ve Saygılarımla
Ayten Tutkun
Onlar bu şehrin köpekleri. Bugüne kadar vardılar, öldürülmedikleri için mi suçlular? Yaşadıkları için mi suçlular? Aşılandıkları, iradesi dışında kısırlaştırıldıkları için mi suçlular? Kulaklarına insanlar görsün anlasın diye küpe takıldı. İnsanlar anlamadıkları için mi ölmeliler? 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve yönetmeliği gereği mahallelerinde yaşama hakkına kavuşabildikleri için mi suçlular? Bazı insanlar köpeklerden korktuğu için öldürülmesi mi gerekiyor?
Bugüne kadar yok farz edildiler, zehirlendiler, öldürüldüler, bitmediler. Aşılandılar, acılar çekerek kısırlaştırıldılar. Dişilerin rahimi alındı, erkeklerin testisleri. Ne adına sırf insanlara yaranmak adına. Ciddi operasyonlar geçirdiler, yinede yaranamadılar. Eskişehir’de Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyesinde son iki yılda 2300 köpek aşılandı kısırlaştırıldı, küpelendi ve saldırgan karakterde olmayanlar alındıkları mahallelere bırakıldı. Mahallelerinde aşısız, kontrolsüz yaşadılar, kısırlaştırılıp, aşılanınca mı sorun oldular. Atalarımız tarafından evcilleştirildiler ve bu güne kadar insanın en sadık dostu olarak kabul gördüler. Şimdi şehirleştik, modernleştik Caddeler, sokaklar insanlar için biz kentliyiz. Evet ama bu canlar ne olacak. Ölsünler. Bu kadar basit mi? Bu kadar kolay mı? Hiç sokak kedisi, köpeği yoktu son aylarda mı türediler?. Aman Allahım köpek gördüm sanki. Hemen belediyeleri arayalım, alsınlar bunları. Küpeli köpek ne demek? Belediyeler görevini yapmıyor? Nerede bu devlet? Yok etsin bunları. Bu kadar mı kolay? 2- 3 köpek bir araya gelip yarenlik yapıyor diye ferman ölüm mü? Çocuklar korktu, hanım kaçtı ölsünler mi?
Katiller, teröristler, gaspçılar, hırsızlar, arsızlar, tecavüzcüler önemli değil. Yeter ki köpekler olmasın. Ülkemizdeki yerel yönetimlerin başıboş hayvan sorununa çözümü bu güne kadar itlafdı. Çözüm olsaydı bugün sokak hayvanı konusundan bahsetmiyor olurduk. Kısırlaştır-Aşılat-Yaşat Üremelerini Kontrol Altına Al.Toplum ve Çevre sağlığını koru. Bu kadar basit. Basiretsiz yöneticilerin cezasını bu canlar mı ödemeli?. Yediler Parkını mesken tutan küpeli köpeklerimiz bu güne kadar vukuatsız yaşadı.Esnaf Sarayı önünde 1,5 yıldır yaşayan kırmızı küpeliyi herkes tanıdı. Bugüne kadar nesini gördünüz hayvanın. Tramvay hattının sarı çizgiyi bile öğrenmiş ihlal etmiyor. Tek yaptığı araç geçerse havlamak. O da öğrenmiş trafiğe kapalı olduğunu. Araç geçtiğinde görev yapıyor kendince. Bazı insanlarımızın neyin ne olduğunu bilmeden köpek var alın bunları diye feryat etmekte. Tamam alınsın bunlar ve öldürülsün. Sonra sokak hayvanı sorunu bitecek mi? Türkiye genelinde sokak hayvanı sorunu bitmediği müddetçe bir mahalleyi, bölgeyi izole etmek mümkün değildir. Öldürerek değil, yaşatarak çözüm bulmak insanlık vazifesidir. Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyesi bu konuda kanuni, ahlaki, vicdani, insani görevini yapıyor lütfen halkımızda yaşam hakkını tanısınlar. Diğer yerel yönetimler de görevini hakkıyla yapsa 5- 6 yıl gibi bir sürede sokak hayvanı sorunu kalmayacak, seveni, sevmeyeni, korkanı, korkmayanı ve en önemlisi de sokaktaki canlar acı çekmekten kurtulacaktır. Öldürerek sorun çözülseydi Belediyecilik tarihinde bu güne kadar en hızlı çalışan birim itlaf ekibi halen çalışmakta olmazdı. Yaşam hakkı kutsaldır. Hayvanın ki de…