“DYBD” Dünya Yalnız Bizim Değil

……….OT’tan İT’e tüm canların yaşam haklarına saygı duyalım……….

Kuduz deyince akan sular duruyor. Korkunç, öldürücü ve bulaşıcı bir mikrop. Hayvan sever ya da hayvan korumacı olarak adlandırılan doğa dostu insanların mücadele yolunu çok iyi bildiği fakat bu konuda eğitim almış, meslek edinmiş, kanun uygulayıcı konumuna gelmiş yetkili, etkili ve görevli büyüklerimizin ülkemizi halen kuduz ayıbından kurtarmayı becerememesi yüzünden; dünyada neredeyse kökü kazınan kuduz hala ülkemizin gündemindedir. Ülkemizde bu hastalıkla mücadele etmek yerine, edermiş gibi yapılmakta ve halka korku salarak yalan yanlış bilgilerle geçiştirilmektedir.

Kuduz en çok korkulan ve hakkında en az ve o kadar da yanlış bilinen bir hastalıktır. Evcil bir hayvan durup dururken kuduz olmaz. Kuduz virüsü köpeklerde doğuştan var olan bir hastalık değildir. Kuduz yaban hayatın hastalığıdır. Evcil bir hayvanın, kuduz mikrobu taşıyan yabani bir hayvan (Tilki, yarasa gibi memeli) tarafından ısırılmadığı, yaralanmadığı sürece bu mikrobu alması mümkün değildir. Güneşte kalmak, sıcak yemek yemek gibi sebeplerle hayvanlar kudurmaz.

Bir bölgede kuduz çıkıyorsa bilin ki orada görev ihmali vardır. Bunun suçlusu hayvanlar değil, bu konuda bütçesi, elemanı olan ama görevini yapmayan yerel yönetimlerdir.

Geçen hafta Antalya Varsak’ta yaşanan katliamın tek suçlusu yerel yönetimlerdir. Bir çocuğun ısırılmasıyla kuduz olduğu anlaşılan sahipsiz köpek bahane edilerek sahipli, sahipsiz, küpeli, küpesiz, daha süt emen yavruların olduğu 5500 köpek vahşice katledildi. Kuduz olayının duyulmasıyla birlikte tüm Türkiye’den Antalya Valiliğine ne gibi tedbirlerin alındığı konusunda yazılı başvurularımız oldu. Bizlere aşağıda okuyacağınız cevap posta yolu ile iletildi.Kanun ve yönetmelikler gereğini yerine getirdiklerini, görevlerini yaptıklarını yazdılar. Sonra anlaşıldı ki Avrupa Birliği desteği ile alınan 5500 doz koruyucu kuduz aşısı yapıldığı ifade edilen canlar bir gecede; şanslı olanlar zehirli iğne ile öldürülerek, bazıları canlı canlı ölüm çukurlarına atılarak ve yavrular için de masraf olmasın diye iple boğarak öldürme kararı verilmiş. THKD’nin çabaları sonucu bulunan ölüm çukurları iş makineleri ile açtırıldığında gerçek su yüzüne çıktı. Kanun ve yönetmelik gereği asli görevini yerine getirmeyen yerel yönetimler yine halka korku salarak kendilerini haklı çıkarma çabasına girdiler. Başta inkar ettiler, görevimizi yapıyoruz merak etmeyin dediler.Yakalanınca Kuduz olduğu için öldürdüklerini savundular.

Üstüne üstlük izinsiz mezar açtırdılar, halk sağlığını tehdit ettiler diye derneklerden şikayetçi bile oldular. Bu hayvanların gömülmesinde kurallara uymayan kendileri değilmiş gibi.

Bilin ki bir ülkede halen kuduz konuşuluyorsa bu asli görevlerini yerine getirmeyen ve bu konuda kendilerine tahsis edilen bütçeleri doğru kullanmayan yönetimler yüzündendir. Hayvanlara değil bu konuda görevli insanlara hesap sorulmalıdır. Kuduz sadece köpek hastalığı da değildir. Kedi, inek,koyun vb.. hayvanlar içinde önlem alınması gereklidir.Antalya’da köpekler turizm sezonu için temizlik kapsamında kuduz bahane edilerek yok edilmiştir.

Önemli bir not: Bir hayvana yapılacak kuduz aşısının bedeli 1 Ytl’dir. Bundan kaçınmak milyonlara mal olmakta, gereksiz yere bir çok insanın kuduz aşısı olmasına da sebep olmaktadır.

Antalya Valiliğinin B.12.4.İLM.0.07 00 03/394/819-9616 sayı ve 09.05.2008 tarihli cevabı
10.04.2008 tarihinde sahipsiz bir köpeğin bir çocuğu ısırması ve sonradan köpeğin kuduz olduğunu anlaşılması üzerine bölge ivedi olarak İl Hayvan Sağlık Komisyon Kararı ile karantinaya alınmıştır. Bölgede bulunan tüm sahipli- sahipsiz kedi ve köpeklerim Tarım İl Müdürlüğü Veteriner Hekimleri tarafından kuduz aşılamaları halen sürdürülmektedir.
2008 yılı Avrupa Birliği destekli Türkiye’de Kuduz Hastalığının Kontrolü Projesi kapsamında ilimize gönderilen 5500 doz kuduz aşısı koruyucu olarak uygulanmıştır.
Kepez bölgesinde ve çevrede yürütülen çalışmalar esnasında hiçbir kedi-köpek itlafı yapılmamıştır.
Hyvanların rahat yaşamaları ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesi ile hayvan refahı Antalya’da hayvan haklarının esası olarak kabul edilmektedir.
Bilgilerinizi rica ederim. Vali Yrd. Fuat ERGÜN

Sevgi ve Saygılarımla

Ayten TUTKUN

www.aytentutkun.com

Doğal kaynakların önemli bir parçası ormanların, çevre kirliliğini önleme, su kaynaklarını dengeye sokma ve erozyonu önlemesinin yanı sıra biyolojik çeşitliliğin korunmasındaki yeri ve rolü de çok önemlidir. Ormanlar ekolojik, sosyal yaşantıya doğrudan ve dolaylı katkıda bulunurlar.

Ormanlar doğal yaşamın en önemli alanları. Ama yakarak, keserek ormanları yok ediyor, dolayısıyla burada yaşayan böcekten, ayıya, kelebekten kuşa kadar bir çok hayvanın soyunun tükenmesine neden oluyoruz. Genellikle yaz mevsiminde çıkan yangınlarda, hayvanlar acı içinde ölüyor. Bu yangınlarda belki de hiç keşfedilmemiş türlerin son üyeleri de yanıp kül oluyor.

Bilinçli yada bilinçsiz yakılan ormanların ne kadar alanı yok ettiğini hesaplarken sadece şu kadar hektar orman alanı yandı ifadesi yavan kalıyor. Ağaçlar yanarken ormanın sakinleri hayvanlar yanıyor, toprak yanıyor, insanlığın geleceği yanıyor.

Bir ormanın oluşma süresi uzun yıllar alırken yok olma süresi sadece birkaç saat..

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki orman yangınlarının % 97’si insan elinden çıkmış.

Orman yangınlarını önlemek bizim elimizde. Bu bizim gelecek nesillere borcumuz.

Unutmayalım;

Bu Dünya Yalnız Bizim Değil.

Sevgi ve Saygılarımla

Kış ayının güzellikleri yaşanıyor. Her yer kar içinde. Camdan bakanlar için güzel bir görüntü. Sokağa çıkanlar kalın paltoları, eldivenleri, şapkaları ile kartopu oynamaya hevesleniyor. Okulların tatil olma ihtimali öğrenciler için sevinç kaynağı. Sobanın başında, kaloriferin yanında miskinlik ne güzel. Susuz kalma korkusu insanlarda azalıyor. Evet bu kış iyi yağdı. susuzluk yaşamayız canım sözleri havada uçuşuyor. Bazı insanlar ise bu keyiften uzak. Ne yapacak bu havada sokaklarda yaşayan canlar diye endişe içinde. Doğal ortamında yaşayan hayvanlar bir şekilde yaşam mücadelesini veriyor. Ya sokakta ki evcil dostlar ne yapıyor? Kedi denilince ilk akla gelen sobanın arkasında ya da kalorifer peteklerini mesken edinen canlar bu dondurucu havada nereye sığınır? Köpekler, kediler, kuşlar kışa hazırlandı, vücutları yağlandı, tüyleri sıklaştı. . Ama nereden yiyecek bulur? Toprak buz tutmuş, kar her şeyi örtmüş. Hayatta kalmaları sadece insanların merhametine kalmış. Sokaktaki canlar için hayat şimdi çok daha zor. Çöp saatlerini bilen canlar bir ümit gizlendikleri yerden çıkarak ürkek, korkak çöp bidonlarının başına gidiyor. Poşetleri karıştırıyor bir lokma yiyecek bulmak için. Çöpler onlar için büyük tehlike. İçinde kırık camlar, keskin konserve kutuları, zehirli maddeler, kimyasallar dolu. Bir çok insanımızda kedi köpekler çöpleri karıştırıyor diye şikayetçi oluyor. Siz hiç aç kaldınız mı? Hayat güzel, can tatlı bilmez misiniz? Yenilecek artıkları çöpün kenarına koysanız ne o canlar poşetleri didikler, ne de yaralanır. Çöpünüzü kıskanmayın. Bu dünyada herkes rızkının peşinde. Kedi, köpek ya da kuş rızkını ararken siz ona yardım etseniz ne kaybedersiniz ki? Sokaktaki canlar açlık ve susuzluktan acı içinde ölmekte iken siz camdan sadece bakanlardan mısınız?

Yaşam hakkı kutsaldır. Yaratandan ötürü yaratılanı sevmek öğretisinin evlatları bizler bu kadar duyarsız olabilir miyiz?

Bugünden itibaren yenilecek çöplerinizi ayrı koyun ve yanına da bir tas temiz su.

Bir hayat kurtaracaksınız.

Sorumsuz basın olabilir mi? Medyanın içinde yaşadığı, topluma, kanununa karşı hiç mi sorumluluğu yok? Medya yöneticileri için başarı sadece reyting ve tirajdan mı ibaret? Duygularımızı, inançlarımızı, değer yargılarımızı nasırlaştıran, kişisel takıntı yada fobilerini önümüze yığanların sorumluluğu nedir acaba?

Köşe yazarlarının kişisel zevkini, beğenisini, tercihini , fobisini yada öfkesini bilimsel araştırma sonucu gibi açıklayarak felaket tellallığı yapmasının sorumluluğu kimdedir?

Basın özgürlüğü yaşam hakkına saygıyı kapsamamaktadır? Sevilmeyenin hakkı ölüm müdür?

Osmanlı döneminde yaşanan ve halkın uğursuzluk getireceği isyanı ile son bulan Hayırsız Ada vahşetini yazarak ve başarısız olmasından üzüntü duyarak bu gün katliama davet etmenin sorumluluğu kimdedir?

Yazar : ’’Ve ben de bu köyün insanları gibiydim… Bütün bunların Türkiye’ye uğursuzluk getirmesinden korkuyorum” “Şimdiyse, bu sokaktaki köpeklerin yok edilmemesinden kaynaklanacak musibetleri yaşayacağız” kehanetinde bulunuyor.

Ayrıca, “Sonuçta; herkes hayvan sevmek zorunda değildir, ben nasıl insanların, beni rahatsız etmeyecek tarzdaki hayvan sevgisine karışmıyorsam, onlar da benim köpek sevmemezliğime karışmasınlar.’’ demesine biz de aynen katılıyoruz.

Evet, kimse hayvan sevmek mecburiyetinde değil ama; bir insan olarak onların yaşam haklarına saygı göstermek mecburiyetinde…

Genelde bir konuda takıntısı olanlar (daha önce insanlarla bu konuda kötü bir tecrübe yaşayanlar) her nedense o insanla uğraşmak yerine hayvanıyla uğraşmayı tercih ediyorlar. Nedendir bilinmez…..

Halbuki o hayvanları eğitenlerin veya yönlendirenlerin insanlar olduğunu unutuyorlar.

Yani o hayvanlardan biz insanların sorumlu olduğu görmemezlikten geliniyor. Ne tuhaf değil mi?

Yazar kimliği taşıyan insanların , yazdıkları konu ve insanlarla ve bu konuda mevcut uygulamaları incelemeleri, yazmaya başlamadan önce bilgi alışverişinde bulunmaları gerekmiyor mu?. Yeterli araştırmayı yapsınlar Eğer hâlâ daha acımasız olacaklarsa da olsunlar. Bu da onların bir hakkıdır ama bir de o yazılarını yazdıktan sonra nelere yol açtıklarına da baksınlar, bağlantıyı sürdürsünler.

Yazı yazmak, bir köşeyi doldurmak mıdır?

‘’Kalem silahtan kuvvetlidir’’ sözünün anlamını idrak etmesi, oturduğu yerden
ahkam kesip, vahşete davet ederken insani, ahlaki, vicdani durumunu da gözden geçirmesi gerekmektedir.

Enam Suresi 38. Ayet`te `Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da sizin gibi birer topluluklardır. Kitap `da hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Onlar da sonra Rablerine koşacaklardır` denilmektedir. Kur `an neden hayvanların ve kuşların öldürülmesini yasaklamıştır. İyi incelesinler. Şems Suresi `nde bir deveyi boğazlayanlara ne ceza verildiğini, açıp okusunlar. Kuran `ın başta kuşlar olmak üzere hayvanların öldürülmesini yasakladığını görmeyenler, mutlaka cezalarını çekecektir. Bunlar sadece kendi kıyametlerini hazırlamakla kalmıyorlar, doğanın dengesini de bozuyorlar. İnsanlığın sonunu getirmeye uğraşıyorlar`.

Allahın yarattığı canlıları değil, içimizdeki vahşeti öldürelim lütfen…

Sevgi ve Saygılarımla

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununa göre, bir hayvana işkence eden, tecavüz eden, gözünü oyan kişilere, “YASAK YERDE SİGARA İÇENLERLE ” aynı katagoride ceza veriliyor.
Çünkü bu yapılan yasadışı muameleler, 5199 sayılı yasaya göre Türk Ceza Kanunu anlamında cezayı gerektirmediği için, KABAHATLER KANUNU kapsamında kabul edilmektedir. Yasaya aykırı davranmanın cezası olarak idari para cezası öngörülmektedir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14 ve 28. maddeleri uyarınca, Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, fiillerine karşılık olarak 250 YTL para cezası öngörülmektedir.

Bu insanlık dışı eylemlerin ve benzerlerinin KABAHATLER kapsamında olmasını yeterli görüyormusunuz ? Seyirci kalmamak ve o ağzı dili olmayan hayvancıkları işkenceden kurtarmak istiyorsanız, işkencenin “KABAHAT değil SUÇ” olması gerektiğini düşünüyorsanız dilekçemize bir imza verin, kampanyamız büyük ilgi gördü.

Türkiye genelinde düzenlenen kampanyada Eskişehir halkı yine Avrupa Kenti olduğunu gösterdi ve büyük katılım sağladı. Eskişehir’li olmaktan bir kez daha gurur duyduk. Teşekkürler Eskişehir..

Kimi sokakta doğdu, kimi barınakta. Kimi Pet shoplardan para ile satın alındı, kimi hediye edildi. Bir şekilde doğdular, doğurdular. Kimi evlerde, bahçelerde el bebek gül bebek bakıldı. Kimi tekmelendi, dövüldü, üzerlerine sıcak sular döküldü, sopayla belleri kırıldı. Bir köşede ölüme terk edildi. Şanslı olanlar !!! hemen öldü. Kimisi duyarlı insanlarla karşılaştı, tedavi ettirildi, sahiplenildi. İnsanlar gibi kaderlisi, kadersizi oldu.

Can, bedene emanet denir. Hayvanlarında ( her ne kadar kediler dokuz canlıdır diye bilinse de) tek bir canı vardır.

Yaşamdan bekledikleri insanların bekledikleri gibi karmaşık ta değildir. Beslenme, barınma ve kötü muamele görmemek onlar için tam bir lüks hayattır.

Resimdeki dostlarımızın her birinin hayatı roman dedirtecek türden. Aşkım’ın 8 yıl bir evi vardı, artık yok. Sahibinin ciddi hastalığı yüzünden yuva arıyor. Sokakta veya barınakta yaşayamaz. Van kedisi hikayesini anlatmadı bize ama o da yuva arıyor. Yavru kediler ise daha ne olduğunu bile anlayamayacak kadar bebek.

Bir hayvan sahiplenmek istediğinizde lütfen öncelikle bakımevlerini ziyaret edin. Cins, melez, yavru, yetişkin kedi ve köpekler sizi bekliyor. Nuh’un Gemisi Veteriner Kliniğinde ise resimdeki kadersiz kediler yolunuzu gözlüyor.

Sevgi ve Saygılarımla
Ayten Tutkun

Mevsimleri beklemek, mevsimlere hazırlanmak telaşı, heyecanı, mutluluğu ne güzeldir.

Kış mevsiminde ilkbahar hayal edilir. İlkbahar gelir dünya çiçeklenir, insanların kalbi bir başka türlü çarpar. Evlerde bahar temizlikleri yapılır. İnsanlar üst üste giyinmekten, odun, kömür düşünmekten, kar buz yüzünden eve kapanmaktan kurtulur. Yeşillenen dünya içimize huzur verir. Ne kadar uğraşsak ta bize rağmen hala yeşerebilmektedir doğa.

Kış mevsimi hayvan korumacı için iki katı zordur. Yaban hayattaki canlar bir şekilde hayatta kalma mücadelesini verirken sokaklarda, barınaktaki canlar perişandır. Buz üstünde susuzluktan ölürler. Kuytu köşeler ararlar, soğuktan ayazdan korunmaya. Ama o kuytu köşeler insanlar tarafından engellenmiştir. Kapısını bile açmadığı balkonunda, bodrumunda bir canın hayatta kalma mücadelesine katlanamaz. Yiyecek ve su vererek yaşamlarına destek olmak isteyenler kabul görmez.

İlkbahar daha da zordur. İnsanlar evlerinden çıkarlar. Bahçeler, parklar, sokaklar onlarındır artık. Kış ayı boyunca yok farzedilen canlar baharın tadını alamadan ortadan kaldırılır. Yavrulama mevsimidir. Yavruları bir yana anaları bir yana savrulur.

Sonra tatil mevsimi yaz beklenir. Kimi memleketine, kimi tatil yerlerine atar kendini. Gidemeyenler hafta sonları doğanın kollarına atılmak için sabırsızlanır. .

Hayvan korumacının yazında ise susuzluk, sıcak ve yine insanoğlunun bencilliğinin acıları vardır. Karne hediyesi olarak alınır, köye, bağa, yazlığa terk edilir. İş yine hayvan korumacılara kalır.

Sonra yine sonbahar. Okulların açılması, kışa hazırlık, vs..

Sokakta, barınaktaki canların da mevsimi var, hazırlıkları var ama insanoğlunun yaşama hakkı tanıdığı kadar. Mevsimlerin tadını çıkartırken diğer canlılarında çıkartmasına izin vermek neden bu kadar zor.?

Sokakta yaşamaya çalışan kedi, köpek, kuşların bahar temizliğinde ilk ortadan kaldırılacak pislik muamelesi görmesi revamıdır?

Sevgi ve Saygılarımla
Ayten Tutkun

Onlar bu şehrin köpekleri. Bugüne kadar vardılar, öldürülmedikleri için mi suçlular? Yaşadıkları için mi suçlular? Aşılandıkları, iradesi dışında kısırlaştırıldıkları için mi suçlular? Kulaklarına insanlar görsün anlasın diye küpe takıldı. İnsanlar anlamadıkları için mi ölmeliler? 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve yönetmeliği gereği mahallelerinde yaşama hakkına kavuşabildikleri için mi suçlular? Bazı insanlar köpeklerden korktuğu için öldürülmesi mi gerekiyor?
Bugüne kadar yok farz edildiler, zehirlendiler, öldürüldüler, bitmediler. Aşılandılar, acılar çekerek kısırlaştırıldılar. Dişilerin rahimi alındı, erkeklerin testisleri. Ne adına sırf insanlara yaranmak adına. Ciddi operasyonlar geçirdiler, yinede yaranamadılar. Eskişehir’de Tepebaşı ve Odunpazarı Belediyesinde son iki yılda 2300 köpek aşılandı kısırlaştırıldı, küpelendi ve saldırgan karakterde olmayanlar alındıkları mahallelere bırakıldı. Mahallelerinde aşısız, kontrolsüz yaşadılar, kısırlaştırılıp, aşılanınca mı sorun oldular. Atalarımız tarafından evcilleştirildiler ve bu güne kadar insanın en sadık dostu olarak kabul gördüler. Şimdi şehirleştik, modernleştik Caddeler, sokaklar insanlar için biz kentliyiz. Evet ama bu canlar ne olacak. Ölsünler. Bu kadar basit mi? Bu kadar kolay mı? Hiç sokak kedisi, köpeği yoktu son aylarda mı türediler?. Aman Allahım köpek gördüm sanki. Hemen belediyeleri arayalım, alsınlar bunları. Küpeli köpek ne demek? Belediyeler görevini yapmıyor? Nerede bu devlet? Yok etsin bunları. Bu kadar mı kolay? 2- 3 köpek bir araya gelip yarenlik yapıyor diye ferman ölüm mü? Çocuklar korktu, hanım kaçtı ölsünler mi?

Katiller, teröristler, gaspçılar, hırsızlar, arsızlar, tecavüzcüler önemli değil. Yeter ki köpekler olmasın. Ülkemizdeki yerel yönetimlerin başıboş hayvan sorununa çözümü bu güne kadar itlafdı. Çözüm olsaydı bugün sokak hayvanı konusundan bahsetmiyor olurduk. Kısırlaştır-Aşılat-Yaşat Üremelerini Kontrol Altına Al.Toplum ve Çevre sağlığını koru. Bu kadar basit. Basiretsiz yöneticilerin cezasını bu canlar mı ödemeli?. Yediler Parkını mesken tutan küpeli köpeklerimiz bu güne kadar vukuatsız yaşadı.Esnaf Sarayı önünde 1,5 yıldır yaşayan kırmızı küpeliyi herkes tanıdı. Bugüne kadar nesini gördünüz hayvanın. Tramvay hattının sarı çizgiyi bile öğrenmiş ihlal etmiyor. Tek yaptığı araç geçerse havlamak. O da öğrenmiş trafiğe kapalı olduğunu. Araç geçtiğinde görev yapıyor kendince. Bazı insanlarımızın neyin ne olduğunu bilmeden köpek var alın bunları diye feryat etmekte. Tamam alınsın bunlar ve öldürülsün. Sonra sokak hayvanı sorunu bitecek mi? Türkiye genelinde sokak hayvanı sorunu bitmediği müddetçe bir mahalleyi, bölgeyi izole etmek mümkün değildir. Öldürerek değil, yaşatarak çözüm bulmak insanlık vazifesidir. Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyesi bu konuda kanuni, ahlaki, vicdani, insani görevini yapıyor lütfen halkımızda yaşam hakkını tanısınlar. Diğer yerel yönetimler de görevini hakkıyla yapsa 5- 6 yıl gibi bir sürede sokak hayvanı sorunu kalmayacak, seveni, sevmeyeni, korkanı, korkmayanı ve en önemlisi de sokaktaki canlar acı çekmekten kurtulacaktır. Öldürerek sorun çözülseydi Belediyecilik tarihinde bu güne kadar en hızlı çalışan birim itlaf ekibi halen çalışmakta olmazdı. Yaşam hakkı kutsaldır. Hayvanın ki de…

Ben, benim gibi bir sokak köpeğinin, çöplükte doğurduğu biriyim. Kardeşlerim yeterli doyamadıklarından birer birer öldüler. Tek başıma kalmıştım ama, annemin hastalığı nedeniyle azalan sütü beni doyurmuyordu. Ölümle yaşam arasındaki ipince bir çizginin üzerindeydim. Çöplükte bulabildiğim yumuşak yiyecekleri yemeyi çabuk öğrendim. Bir süre sonra annem de öldü. Yapayalnız ve savunmasız kalakalmıştım. Annemin bir deri , bir kemik kalmış bedeninin sıcaklığından da yoksundum. Çöplerin arasında kendime bir yer edindim. Yaşam çöpte bulduğum yiyeceklerle sürüp gidiyordu. Ben de çocukluğumu yaşamak istiyordum ama oyun oynayabileceğim hiçbir yavru köpek yoktu çevremde.

İçimde bir dürtü vardı. Senin köpeklerden başka dostların da var. Niye onları bulup ta oynamıyorsun diyordu. Yiyecek ararken, yola indiğimi farketmemiştim bile. Dört çocuk beni yakalamak için üzerime geldiler. Korkup kaçmak istedim. İçimdeki dürtü dur kaçma diye uyardı beni. Durdum ve kuyruğumu sallıyarak yanıma gelmelerini bekledim. İçimden işte seni ömür boyu sahiplenecek olan insanlar bunlar diye geçirdim.

Geldiler ve beni tutup okşamaya başladılar. Ne kadar sevindiğimi anlatamam Bu çocukların beni evlerine götüreceklerini, karnımı güzelce doyuracaklarını ve onlarla oynayacağımızı zannediyordum Çocuklardan biri çöplerin içinden bulduğu bir ipi boynuma geçirip bağladı. İp boynumu sıkıyordu. Nasıl olsa evlerine
götürdüklerinde çözerler diye aldırmadım. Beni evlerinin yakınına getirdiklerinde, bir tenekeyi, buldukları iple kuyruğuma bağladılar. Sonra da kıyasıya dövmeye başladılar. Can havliyle kaçmaya başladım. Kuyruğuma bağladıkları tenekeden çok korkmuştum. Öylesine korkunç sesler çıkarıyordu ki. Çöplüğüme ulaştığımda kurtulduğuma çok sevinmiştim.

Boynumu sıkan bu ip ve kuyruğuma bağlı tenekeyle ben ne yapacaktım. Yiyecek bir şeyler bulup, yutkunmakta zorluk çekerek karnımı doyurmaya çalıştım. Boynumdaki ip yüzünden boğulacak gibiydim. Çaresiz yola
çıkıp bir kurtarıcı beklemeye başladım. Karşıdan bir adamın geldiğini görünce koşarak yanına gittim. Adam çok iyi bir insanmış. Hemen boynumdaki ipi ve kuyruğuma bağlı tenekeyi çözüp bu zor durumdan beni kurtardı. Üstelik elindeki poşetten bana taze ekmek verdi. O gün yediğim o ekmeği ömrüm boyunca unutamayacağım.

Belki beni sahiplenir diye peşinden gitmeye başladım. Bir kahvehaneye girip oturdu. O çayını içerken, ben onu
dışarıda beklemeye başladım. Yakınımdan çocukların geçtiklerini gördüğümde, uygun bir yer bulup gizlenmeye çalıştım. Bu adam beni sevdi, bana yiyecek verdi. O artık benim sahibim diyordum. Kahvehaneden çıkıp ilerlediğinde yine peşine takıldım. Evine varıncaya kadar beni farketmedi bile. Ancak evine girerken beni farketti.
Bak şuna yahu, ta buralara kadar peşimden gelmiş dedi. Beni kovmadığı için çok sevindim. Kuyruğumu sallayarak, sevgimi ifade eden sesler çıkararak karşılık verdim kendisine. Evine girip çıkması bir oldu. Elindeki
yoğurt kasesinde belli ki bana getirdiği yiyecek vardı. Sevinçle yanına gittim. Kasedeki yiyecek ömrüm boyunca hiç tatmadığım, nefis bir yiyecekti. Ne olur ne olmaz yiyeceğimi biri alır önümden, korkusuyla hızla bitirdim. Karnım iyice doymuştu. Evin duvarı dibine yatıp uyumak istedim. Henüz uyumadan çocuklar etrafımı sardı.
Kimi hoşt diye bağırıyor, kimi elindeki taşı rast gele atıyordu. Yine boynuma ip takarlar, kuyruğuma teneke bağlarlar diye çok korktum. Bütün gücümü ayaklarıma vererek oradan hızla kaçtım.

Zaman zaman çocuklarla karşılaşıyordum. Hızla kaçıyordum onlardan. Sokakta hayat akıp gidiyordu. Büyüdüm kocaman oldum. Şimdi onlar kaçıyorlar benden.

Çöpte bulduğum bir yiyeceği naylon torbadan çıkarmaya uğraşıyordum. Birden sırtıma çok kötü bir darbe yedim. Can havliyle ileriye fırladım. Dönüp baktığımda, elinde sopa olan birİ vardı. Bir kere vurduğu yetmiyormuş gibi ikincisini vurmaya hazırlanıyordu. Hemen atladım üzerine. Yalnız vurduğu sopanın değil, geçmişte bana çektirilenlerin tüm acılarını, ondan çıkarırcasına ısırdım. Daha çok küçükken, köpeğin biri bir çocuğu ısırmıştı. Silahlı adamlar gelip o köpeği öldürdüler. Ben çok küçük olduğum için bana dokunmadılar. İçimi bir korku sardı. Ya beni de öldürmeye gelirlerse diye. Hızla uzaklaştım oradan. Günlerce hendeklerde, çalılıklar arasında dolandım durdum.. Çoğu kez aç yatıp aç kalkıyordum. Bende yaşamak istiyordum. Benim de yaşamaya hakkım yok muydu?
Keşke benim de bir sahibim olsaydı. Sahipli arkadaşlarımı kıskanıyordum.
Arkadaşlarım dedi ki artık seni kimse sahiplenmez, onlar yavru cins köpek severler , sokak köpeği olarak kalacaksın bunu anla artık. Beni sahiplenirler diye yanına sokulduğum insanlar kovuyorlardı beni. Bazıları taşlıyorlardı bile.
Çalıların dibine çökmüş, ne olacak benim halim, bu açlığa ne kadar dayanabilirim diye düşünüyordum.Açlıktan o kadar bitkin düşmüştüm ki yemek aramaya halim kalmamıştı. Kulağında yeşil bir şey olan sonradan öğrendim küpeymiş bir köpek önüme yiyecek dolu çöp poşetini bıraktı. Karnımı doyurdum, kendime geldim

Dost olduk. Birlikte yemek arıyor, geziyorduk. Soğuk havalarda birbirimize sokularak ısınıyorduk. İyi insanlar bize yiyecek veriyordu. Peşlerine takılıyorduk belki bizi sahiplenirler diye. O gün arkadaşımla yürüyorduk birden yere yığıldı. Ben ne olduğunu anlamadım, onu kaldırmaya çalıştım ama o kalkmadı. Belki üşümüştür diye sarılarak ısıtmaya çalıştım tepki vermedi. Öldüğünü anladığımda dünya başıma yıkıldı. Can dostum, can yoldaşım, kader arkadaşım sahipli köpek olma hayalini hiç yitirmeyen dostum sokak ortasında beni bırakıp gitmişti. Yas tutmama bile izin verilmedi .

İşte böyle anlattı yaşadıklarını. Bizler tartışa duralım, köpekler öldürülsün mü? , kısırlaştırılsın mı ? barınaklara mı tıkalım? yoksa köpek yiyen ülkelere mi satalım diye.

Köpekler… Sokakların çilekeş filozofları… Açlık, soğuk ve şiddet içindeyken bile, yine de nasıl munis, nasıl kalender davranıyorlar… Bir küçük muhabbet sözcüğüyle kul, köle olmaya hazır . Gözbebeklerine yerleşmiş iyilik ve kahır içimi acıtır onlarla her gözgöze gelişimde!.. / Köpeklerden hiç korkmam!../ Oysa insanlara sırtımı dönmemeye çalışırım… Çünkü bilirim ki insanlar beni bir köpeğin asla incitemeyeceği kadar incitebilirler…/ Sebepsiz yere… Hain, bencil ve mutsuz insanların gözlerindeki beni ürküten yıkıcılığı köpeklerde görmüyorum… İşte bu yüzden koşulsuz seviyorum onları!..”

Sevgi ve Saygılarımla

Yaklaşık 2 ay önce Akarbaşı mahallesinde çöpten yemek bulmaya çalışırken Murat Bey tarafından fark ediliyor. Beyaz bir Rus finosu boynunda sarı bir tasması var. Çok korkmuş, ürkmüş çöp karıştırmayı da beceremiyor. Murat Bey tasması yüzünden sahipli olduğunu düşünüyor. Fakat iki gün sonra tekrar görüyor biraz daha zayıflamış daha çok ürkmüş. Ağzı var dili yok ki anlatamamış derdini. O gün yakalamaya çalışmış ama o kim bilir neler yaşadı ki, çöpte bulmayı umut ettiği yiyeceği bırakıp kaçmış. Bir iki gün ortada görünmemiş. Sonra tekrar çöp başında görmüş onu.. O günlerde derneğimizi aradı. Burada bir köpek var, sahipli olduğunu düşünmüştüm ama günlerdir burada ve kötüye gidiyor ne yapabilirim diye. Odunpazarı Hayvan Sağlık Merkezinin telefonlarını verdik. Bu köpeği ve hasta, yaralı ya da zor durumda sahipsiz bir hayvan gördüğünde aramasını rica ettik.

Ramazan bayramı arifesinde köpeği yakaladığını, evinden alabileceğimizi haber verdi. Bayramı bakımevinde geçirmesin bir süre daha misafir edin ve bu arada bizde sahibini bulmaya çalışalım önerimizi memnuniyetle kabul etti. 3 gün Murat Bey’de ki misafirliği sırasında hanımefendiliği ile gönülleri fethetmiş. Murat Bey Veteriner Kliniğine götürmüş aşılarını yaptırmış. Güzel sıcak bir banyodan sonra kendine gelen ela gözlü kız yuva buldum diye sevinmiş. Bayram tatili bitimi ekip onu almaya gittiğinde, evden çıkmak istememiş ve o güzel gözleri ile öyle bir bakmış ki Murat Bey onu evime alamıyorum ama sahip çıkacak kişiye destek olacağım diye söz verdi.

Hikayenin asıl ilginç bölümü Murat Bey ilk defa bir köpeğe elini sürmüş.İlk tanıdığı köpek gözlerinden ötürü adını Balgöz koyduğumuz kızımız olmuş. Yakalamasına kızı yardım etmiş, o olmasaydı ben tutamazdım diyor. Balgöz Odunpazarı Hayvan Sağlık İstasyonu’na alındı. Kısırlaştırma operasyonu yapıldı. Uzun bir süre yuva bekledi. Ve bir gün Şaziye Hanım bizi aradı köpek sahiplenmek istediğini yardımcı olmamızı rica etti. Balgöz’ün hikayesini öğrendiğinde ona sahip çıkmak istedi. Ve mutlu son derken Odunpazarı Hayvan Sağlık İstasyonu Ekibi onu yeni evine bırakırken kaçtı. 15 gündür aranıyor. Görenlerin
236 19 70 – 313 01 66 numaralı telefonlara haber vermesini rica ediyoruz. Onu bulmamıza yardım edin lütfen.

İyi günde, kötü günde ve ölüm sizi ayırana kadar beraber olabilecekseniz bir hayvana sahip çıkın. Balgöz’de bir zamanlar sahipliydi, sokaklara terk edildi. Yeni bir yuvaya kavuşacak derken kim bilir belkide o ilk sahibine kavuşabilmek için yollara düştü.

Bir hayvanın gözlerine bakın çok şey göreceksiniz Murat Bey gibi….

Sevgi ve Saygılarımla